18 Kasım 2016 Cuma

Talk to oneself...


Bir defasında bir dostuma.
-Uyumak için kafamın içindekileri kapatmam yaklaşık olarak üç saat sürüyor. 
 Delirmiş olmalısın dedi. Hep imrenmişimdir yastığa kafasını koyduğu anda uyuyanları. Ne demek kendinle çatışmamak! Beden hapishanesinde sıkışmış kalmış bir ruh değil misiniz sizler? Nefes alma zorunluluğundan, yeme içme mahkumluğundan sıkılmadınız mı? Ya o samimiyetsiz insan ilişkileri. Yorulmadınız mı? Sahi siz dünyanın herhangibi bir yerinde bizim metal ve barutlardan yaptığımız mermilerle ölen masum insanlar için, üzülmediniz mi? En büyük savaş kendi düşüncelerim arasında. Nasılsın diye sorduğunda sığ şekilde ''iyiyim'' dediğimde. Aklımdaki nil nehri kan taşıyor kurak çoğrafyalarıma.  Nereden bileceksin ki!

Sanma ki hep böyledir düşlerim. Kara ormanlarım vardır. Kapkara çam ağaçlarım, ürkütmesin uzaktan. Yaklaş, göreceksin yeşilin en güzel tonunu. Dokun gövdesine, sabrını hisset. Zamanı onun gövdesinden izle. Güneşini bir günde onun durduğu yerden batır.

Bu ilk sessiz çığlığım sana. Duymayacaksın, acımayacaksın, savaşmayacaksın benim için.  Zamanı geldiğinde karşıdan okuyacaksın sadece. Şuan yazılırken bunların sana olduğunu bilmiyorsun. Kendi zamanında benden habersiz bir yerlerde sevdiğin insanı arıyorsun... Birileri kalbini kırıyor belki de. Zamanı geldiğinde anlayacaksın bana ait olman gerektiğini...  Geçikmeyeceksin güneşin doğuşu gibi tam zamanında orda olacaksın. Zaman nehrine bırak kendini. Ben olacağım senin kolun kanadın, çocukluğundaki yaraların, kaybolmuş oyuncağın, adını unutup tadını unutmadığın yemeklerin olmaya talibim. Sadece şuan saatlerimiz ayrı zamanları kovalıyor...






 ''Sessizlige sesleniyorum bu gece, hic durmayan, her an fısıldayan icimdeki seslere; durun artık ...'' 


Merhaba Ey Sevgili H$€

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder