23 Kasım 2016 Çarşamba
Say..
Bir, iki, üç.
Zaman ve mekan zorunluluğu üzerine. Kıramadığımız sınırlar üzerine. Özgürüm diyen insanın tutsaklıkları üzerine. Söyleyeceklerim küçük fanustaki , suyun iç-ininde olduğundan haberi olmayan bir balığın bildikleri kadar. Suyu dahi bilmez ki oysa. Çoçukken çoçuk olduğunu bilmediğin gibi. Doğmadan, kaderinin çizilmiş olması gibi. Ve tek geri alınamayan şey zaman. Bir, iki, üç.
Kalabalıklar içine izlediğim her insan her bir suret her bir kainat. Nasılda yorgunsunuz. Nasılda kıramadığımız fanusun içinde dönüp duruyoruz. Bir an geliyor kuyruklarımız değiyor birbirine. Biz oluyoruz, bir olamıyoruz. Bir olmayı da bilmiyoruz. Kırılamayan bu döngü. Doğ savaş gelecek nesile aktar ve öl!!! Arasında geçen güzel ve iyi hatıralar ruhla beraber gidiyor mu? Bir iz bırakabildik mi? Gitme vakti ne zaman... Hadi ama sıkılmadınız mı avm köşelerinde tıkınmaktan. Sıkılmadınız mı bitmek bilmeyen nefes almalardan. Al ver. Al ver. Al ver. Kıramadığın için döngüyü çıldırmadın mı? Deliren ben miyim? Tek kişilik mi fanusum. Nedir bu yalnızlık...
18 Kasım 2016 Cuma
Düşüncelerden düşenler.
İnsan sarıldığında sağ tarafı boş olduğunda bir kalp atışları orda olduğunda vazgeçilmez olurmuş. Hey hey dur topralayamıyorum. Sözcükler kelimeler herşey karma karışık. Eldeki bütün malzemeleri ortaya döktüğümde bir yemek çıkmayacak ortaya biliyorum. Sakinleşmem gerekiyor. Önce nefes alma zorunluluğuma devam edeyim.
Şimdi biraz daha iyi anlatabilirim sana kendimi. Uyumadan önce çoçukluğumda, o karanlık odada gözlerimi kapatır her renkten misketler hayal ederdim. Sonra gözlerimi açıp karanlık odada o misketlerden oyunlar oynardım. Sırrımı kimseye söyleme sakın bak, gerçekten görürdüm onları. Hoş deli olan deli olduğunun farkında olsa bu delilik olur muydu?
Şimdi sıkıcı dünya geri çağırıyor. Geri geleceğim.
Talk to oneself...
Bir defasında bir dostuma.
-Uyumak için kafamın içindekileri kapatmam yaklaşık olarak üç saat sürüyor.
Delirmiş olmalısın dedi. Hep imrenmişimdir yastığa kafasını koyduğu anda uyuyanları. Ne demek kendinle çatışmamak! Beden hapishanesinde sıkışmış kalmış bir ruh değil misiniz sizler? Nefes alma zorunluluğundan, yeme içme mahkumluğundan sıkılmadınız mı? Ya o samimiyetsiz insan ilişkileri. Yorulmadınız mı? Sahi siz dünyanın herhangibi bir yerinde bizim metal ve barutlardan yaptığımız mermilerle ölen masum insanlar için, üzülmediniz mi? En büyük savaş kendi düşüncelerim arasında. Nasılsın diye sorduğunda sığ şekilde ''iyiyim'' dediğimde. Aklımdaki nil nehri kan taşıyor kurak çoğrafyalarıma. Nereden bileceksin ki!
Sanma ki hep böyledir düşlerim. Kara ormanlarım vardır. Kapkara çam ağaçlarım, ürkütmesin uzaktan. Yaklaş, göreceksin yeşilin en güzel tonunu. Dokun gövdesine, sabrını hisset. Zamanı onun gövdesinden izle. Güneşini bir günde onun durduğu yerden batır.
Bu ilk sessiz çığlığım sana. Duymayacaksın, acımayacaksın, savaşmayacaksın benim için. Zamanı geldiğinde karşıdan okuyacaksın sadece. Şuan yazılırken bunların sana olduğunu bilmiyorsun. Kendi zamanında benden habersiz bir yerlerde sevdiğin insanı arıyorsun... Birileri kalbini kırıyor belki de. Zamanı geldiğinde anlayacaksın bana ait olman gerektiğini... Geçikmeyeceksin güneşin doğuşu gibi tam zamanında orda olacaksın. Zaman nehrine bırak kendini. Ben olacağım senin kolun kanadın, çocukluğundaki yaraların, kaybolmuş oyuncağın, adını unutup tadını unutmadığın yemeklerin olmaya talibim. Sadece şuan saatlerimiz ayrı zamanları kovalıyor...
''Sessizlige sesleniyorum bu gece, hic durmayan, her an fısıldayan icimdeki seslere; durun artık ...''
Merhaba Ey Sevgili H$€
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


